Ekonomik baskıların arttığı bir dönemde, kuşaklar arası tartışmalar bu kez beklenmedik bir yerden alevlendi: Marketten alınan hazır döner tavuk. Son günlerde sosyal medyada ve bazı ekonomi-yaşam tarzı içeriklerinde, gençlerin “gereksiz lükslere para harcadığı” iddiası yeniden dolaşıma girdi. Bir zamanların “avokadolu tost” tartışmasını hatırlatan bu yeni dalgada hedefte bu kez Gen Z var.
Eleştirinin odağı ise şaşırtıcı biçimde pahalı restoranlar değil; market rafında görece uygun fiyata satılan, pişmiş tavuk gibi temel bir ürün.
Tartışmanın büyümesi, aslında sadece bir gıda tercihi meselesi değil. Kiralar, öğrenci borçları, iş güvencesi, ev sahibi olma hayali ve hayat pahalılığı gibi daha büyük başlıkların gölgesinde, kuşakların birbirine “kim daha zor şartlarda yaşıyor?” sorusunu sorduğu bir dönemi yansıtıyor.
Avokadolu Tosttan Döner Tavuğa: Eski Tartışmanın Yeni Kopyası
Kuşak eleştirileri yeni değil. Daha önce milenyum kuşağı, “kahveye para harcıyorlar, brunch yapıyorlar, avokadolu tost yiyorlar” diye eleştirilmişti. Bu eleştirilerin temelinde çoğu zaman şu iddia vardı: “Aynı paraya evin mutfağında yapılabilecek bir şeye dışarıda gereğinden fazla para veriyorlar.”
Şimdiki tartışma ise bu mantığı bile aşmış görünüyor. Çünkü rotisserie chicken diye bilinen market döner tavuğu, çoğu yerde dışarıda yemek yemekten ucuz. Hatta bazı büyük market zincirlerinde bu ürün, müşteriyi mağazaya çekmek için düşük kârla satılan “çekim ürünü” olarak biliniyor. Yani gençlerin “lüks tüketim” yaptığı iddiası, bu örnek üzerinden kurulunca daha da tartışmalı hale geliyor.
Bazı yorumculara göre gençlerin asıl yaptığı, pahalı fast-food yerine daha ucuz ve daha pratik bir seçeneğe yönelmek. Diğerleri ise “hazır yemek tembelliği” gibi daha kültürel bir eleştiri getiriyor. Ancak ekonomik açıdan bakıldığında, tartışmanın hedefi gerçekçi görünmüyor.
Gen Z’nin Ekonomik Yükü: Borç, Kira ve Geciken Hayat Planları
Gençlerin tüketim tercihleri konuşulurken asıl büyük fotoğraf genelde kaçıyor: Gen Z, iş hayatına yüksek eğitim maliyetiyle giren ve barınma krizinin en sert hissedildiği dönemde yetişen bir kuşak. Öğrenci kredileri, artan kira fiyatları ve “iş bulsam bile gelecek kurabilir miyim?” sorusu, günlük hayatın ana gündemi.
Bu koşullar, evlilik ve çocuk gibi uzun vadeli kararları da geciktiriyor. Çünkü birçok genç için mesele “ne yiyeceğim?”den çok “nasıl bir hayata yetişebilirim?” sorusuna dönmüş durumda. Bu yüzden market tavuğu gibi tartışmalar, aslında buzdağının görünen kısmı.
Kuşaklar arası gerilim de burada başlıyor: Daha önceki kuşaklar, kendi dönemlerinde de zorluk yaşadıklarını söyleyerek “biz de çalıştık, siz de çalışın” diyor. Gençler ise “oyunun kuralları değişti” diyerek itiraz ediyor. İki tarafın da haklılık payı olan yerler var; fakat günümüz ekonomisinde barınma ve eğitim maliyetlerinin ağırlığı, tartışmayı daha sert hale getiriyor.
‘İnternette Büyümek’: Yeni Bir Yalnızlık ve Yeni Bir Baskı
Gen Z’nin farkı sadece ekonomik değil. Bu kuşak, sosyal medyayla birlikte büyüdü. İnternet onlar için bir araç değil, bir yaşam alanı. Bu durum, bilgiye erişimi kolaylaştırırken, aynı zamanda kimlik baskısını ve karşılaştırma kültürünü de büyütüyor.
Sosyal medya, bir yandan “kendini inşa et” baskısı üretirken, diğer yandan hayatın en sıradan detaylarını bile tartışmanın merkezine koyuyor. Bugün döner tavuk konuşuluyor, yarın kahve, öbür gün spor salonu üyeliği… Bu döngü, gençlerin üzerinde sürekli bir “doğru yaşama” sınavı varmış hissi yaratıyor.
Bu yüzden bazı uzmanlar, kuşak tartışmalarının aslında bir tür stres boşaltma alanına dönüştüğünü söylüyor: Ekonomi konuşmak zor, sistem konuşmak zor; ama tavuğu konuşmak kolay.
Dini Tartışmalar da Aynı Yerde Düğümleniyor: Otorite, Güç ve Kimlik
Kuşak tartışmaları yalnızca ekonomiyle sınırlı değil. Gençlerin dini meselelerle ilişkisi de benzer bir kırılma taşıyor. Son dönemde yapılan bazı gençlik çalışmalarında, özellikle ergen yaştaki bireylerin dine mesafe aldığı görülüyor.
Bu tepki, dinin içeriğinden çok, dinin temsil biçimiyle ilgili olabiliyor. Gençler dünyayı artık “kim güç sahibi, kim güçsüz, kim kimi kontrol ediyor?” soruları üzerinden okuyor. Bu yüzden geleneksel din dili, bazılarına “yargılayıcı” ya da “baskıcı” gelebiliyor. Öte yandan aynı kuşakta daha gelenekçi din arayışının güçlendiği örnekler de var. Yani burada da tek yönlü bir kopuş değil, kutuplaşmış bir tablo öne çıkıyor.
Bu benzerlik önemli: Ekonomide de, dinde de gençler “kendime alan açan bir yapı” arıyor. Kurallar ve otorite, gençlerin bir kısmında güven duygusunu artırırken; başka bir kısmında ters tepiyor.
Siyaset Dilinde Kutuplaşma: Gençler ‘Ya Hep Ya Hiç’ Arasında
Gen Z’nin siyasi ve kültürel davranışlarını anlamak için “orta yol” fikrinin zayıfladığını görmek gerekiyor. Bu kuşakta uçlara savrulma daha görünür: Bir kesim çok daha radikal değişim talepleriyle hareket ederken, bir kesim daha sert gelenekçilik ve düzen vurgusuna yaslanıyor. Bu da toplumsal tartışmalarda gri alanı daraltıyor.
Böyle bir ortamda, basit bir yaşam tarzı haberi bile kolayca ideolojik bir tartışmaya dönüşebiliyor. Döner tavuk, aslında “hazır yemek” değil; “gençlerin hayatla kurduğu ilişki” hakkında bir sembole dönüştürülüyor. Aynı şekilde din tartışması da “inanç”tan çıkıp “otorite ve kimlik” tartışmasına kayıyor.
Sonuç: Tartışma Tavuk Değil, Hayat Pahalılığı ve Beklenti Krizi
Günün sonunda gençlerin marketten hazır tavuk alması, ne bir lüks göstergesi ne de kuşakların çöküş kanıtı. Bu daha çok pratiklik, zaman yönetimi ve bütçe hesabı. Asıl mesele ise gençlerin “gelecek kurma” konusunda kendilerini sıkışmış hissetmesi ve toplumun bu sıkışmayı bazen yanlış yerlerden okumaya çalışması.
https://www.wsj.com/style/luxury-grocery-stores-erewhom-meadow-lane-happier-grocery-9d654a14?mod=e2tw

