Çetin Tecdelioğlu, küresel ölçekte belirsizliklerin arttığını belirtirken Türkiye açısından dikkat çekici bir risk alanına işaret etti. Tecdelioğlu, Hindistan’ın üretim gücü, düşük iş gücü maliyetleri ve ölçek avantajıyla önümüzdeki dönemde Avrupa pazarında daha görünür hale geleceğini söyledi.
7 Ocak 2026 tarihinde imzalanan ve “devlerin buluşması” şeklinde yorumlanan Avrupa Birliği – Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, uluslararası ticaret dengelerinde önemli bir değişime kapı aralıyor. Küresel gayrisafi milli hasılanın yaklaşık dörtte birini kapsayan devasa bir ekonomik alan oluşturması beklenen anlaşma, ihracatının neredeyse yarısını AB’ye gerçekleştiren Türkiye için “pazar kaybı” riskini de beraberinde getiriyor.
Türkiye’nin Gümrük Birliği yükümlülükleri nedeniyle bu gelişmeden doğrudan etkileneceği vurgulanıyor. Anlaşma çerçevesinde Hindistan menşeli ürünlerin AB üzerinden Türkiye’ye vergisiz giriş yapabilmesi mümkün olurken, Türkiye anlaşmanın tarafı olmadığı için Türk malları Hindistan pazarında gümrük engelleriyle karşılaşacak.
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkan Vekili Tecdelioğlu, özellikle Avrupa pazarındaki rekabet dinamiklerine dikkat çekerek, “Eğer süreci hafife alırsak, Hindistan Avrupa pazarındaki en büyük rakibimiz ve yeni Çin’imiz olur” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel ticarette rekabet koşullarının hızla değiştiğini belirten Tecdelioğlu, Hindistan’ın üretim kapasitesi ve maliyet avantajlarının Türkiye açısından stratejik bir meydan okuma anlamına geldiğini ifade etti. “Şu an dünyada bir mutsuzluk ve gelecek kaygısı var. Hindistan, bugün değilse de 2-5 yıl içinde ihracat pazarlarımız için, özellikle de Avrupa için ‘yeni Çin’ olacak. Eğer sektörel stratejilerimizi bugün kurmazsak, bu devasa pazarı rakiplerimize kaptırırız” sözleriyle firmaların uzun vadeli planlama yapmasının önemine işaret etti.
AB – Hindistan STA’sının kapsamına ilişkin bilgiler de dikkat çekiyor. Anlaşmanın, AB ihracatının yüzde 96,6’sı ile Hindistan ihracatının yüzde 99’u için tercihli erişim sağlamayı hedeflediği belirtiliyor.
Tecdelioğlu, dış pazarlardaki rekabet baskısının yanı sıra iç ekonomik koşullara da değindi. Artan korumacılık eğilimleri, tarife uygulamaları ve ticaret bariyerlerinin küresel ticaret ortamını zorlaştırdığını vurgulayan Tecdelioğlu, iş dünyasının bu ortamda daha temkinli hareket ettiğini dile getirdi.
“Dünyada bir mutsuzluk, bir gelecek kaygısı var. Bu kaygının olduğu yerde ticaret zorlaşıyor. Dönüşümü sağlayamayan her ülke ciddi risk altında. Enflasyonist bir dünyanın içinde yaşıyoruz. Yani sadece Türkiye için değil, Avrupa için de öyle. Müthiş bir maliyet baskısı var. Türkiye özelinde geldiğimiz zaman, maliyet baskısı gerçekten çok daha hissedilebilir hale geliyor. Tabii maliyeti etkileyen en önemli unsurlardan biri finansman.”

